HAFTANIN TEMASI: ÖĞRENİLMİŞ İYİMSERLİK

Öğrenilmiş İyimserlik ... ABC’nizi 3d ile öğrenmek.

  1. - Zorluk, problem, baş etmek durumunda olduğunuz şey/durum/kişi
  2. - İnanç
  3. - Sonuç

 

3d -> Duygu, Düşünce, Davranış ile Dönüşüm

*****************************************

Bu yazıyı yazmak istedim, çünkü kanımca; en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri “iyimserlik”. Çok bilmemiz, herşeye bir yandan bilimsel yaklaşma isteğimiz, araştıran beynimiz, doğru, gerçek peşinde koşan bir yanımızı iyi tanıyorum, çünkü bundan bir parça da ben taşıyorum. Fakat bu yanımı besleyen duygularımı ihmal ettiğim an birden oluşan “boşluk” sarıyor zihnimi, bedenimi... Sorular geziniyor zihnimde, Neden? Niçin? Gibi gibi.... Yoruyor bu sorular, zaten anlamlı bir yere de vardırmıyor. An itibariyle böyle düşünüyorum.

 

Tüm bildiklerimizi, yapmak istediklerimizi, yaşamak istediklerimizi tadını çıkartarak yaşamamızın bir formülü olsa sanırım bunun içinde iyimserlik mutlaka olmalı diye düşünüyor ve bunu araştırıyorum.

 

Nedir bu iyimserlik? Gerçekten öğrenilebilir mi? Yoksa o zaten hepimizde var da bizim onu biraz parlatmamızı ve öne çıkartmamızı mı bekliyor? Evet sorular bizi cevaplarımız ile buluşturan sihirli yolculuğumuz. Başlasın o zaman ne dersiniz?

 

İşimiz önce tanımlamak ve durumu tespit etmek, gelin adım adım iyimserlik haritasını birlikte çıkartalım. İyimserliğin ABC’sinden gidersek;

 

  1. - Zorluk, problem, baş etmek durumunda olduğunuz şey/durum/kişi; Bunun netleştirilmesi için kim, ne, ne zaman, nerede gibi 5N 2K sorularını sorun. 2K (Konu, Kaynak)

 

  1. Bu inancın, olumsuz düşüncenin varlığının tespiti, açılımının yapılması, durduran mı ilerleten bir inanç mı, düşünce kalıbı mı olduğunun anlaşılması. Yaratığı inanç örüntülerinin belirlenmesi sonrası istenen durumun, gerçekliğin yaratımına temel olacak yeni inanç örüntülerinin ele alınması

 

  1. Sonuç; Meydana gelen durum. Bu durumu yaratan duygunun, düşüncenin, davranışın 3d’nin ayrı ayrı belirlenmesi ve bu belirlemelerin ardından istenen 3d’nin bilinçli seçimler ile yeniden yaratılması.

 

 

 

İyimserlik, öncelikle yaşam içinde karşılaştığımız tüm durumlarla, bizlerin aktif başa çıkması ile ilgilidir. (plan yapmak, odaklı olmak, profesyonel destek almak gibi). Buna karşın kötümserlik için kaçınmacı bir başa çıkma hali diyebiliriz. (örneğin dikkati başka yöne çekme, inkar gibi) Başa çıkma konusundaki bu farklılıkların, kişinin kendisinin fiziksel ve psikolojik uyumuyla bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz. İyimserlik özelliğini geliştirebilmek, kabul, pozitif yeniden tanımlama ve mizahı kullanma gibi aktif, yapıcı başa çıkma yöntemleri ile yakından bağlantılıyken; kötümserlik daha çok kişinin içinde bulunduğu durumu inkar etmesi ve gereken mücedeleyi vermemesi olarak belirtebiliriz.   Kötümserliğin aşırı şekil almış hali ise (gelecek hakkindaki umutsuzluk) kişinin başına gelen durumu daha da felaketleştirmesi ve kolayca pes etmesidir.(Lopes ve Cunha, 2008)

 

Iyimserlik aynı zamanda sağlıklı birşeydir. İnsan ömrünü uzatan, sağlıklı yaşamının inanç çekirdeğini oluşturan, önemli kişilik özelliklerinden de biridir. Yapılan birçok araştırma sonucuna göre; gerçekçi olmayan iyimserlikten (ya da pozitif yanılsama da diyebiliriz) daha ötede gerçekçi bir kabulün insanların daha sağlıklı bir hayata sahip olduklarını öngören önemli bir faktör olduğu söylenebilmektedir. Bunun yanında, çok keskin, ağır hastalıklarda pozitif yanılsamanın da faydalı olabileceği ortaya konmuştur. Çünkü pozitif yanılsama, aşırı kötü duruma bile pozitif anlam yüklemeye yardımcı olmaktadır. (Taylor 2009) Bu durumun en önemli nedeni ise kişide oluşan pozitif duygulardır. İyimserlik, tamamen pozitif duygularla ilişkilidir.

 

Bunu takip eden ve bedenimize, sağlığımıza yansıyan en önemli değişim, pozitif duygu durumunun bağışıklık sistemimiz üzerindeki olumlu ve yapıcı etkisidir. Sağlık üzerindeki bu durumu uzun uzun konuşabilmekle birlikte, buradaki dikkatimizi çekmek istediğim konu; iyimserlerin, kendi sağlıklarını tehdit eden faktörleri başlarını kuma gömerek görmezden gelmek yerine, bedenlerinden aldıkları sinyallere karşı daha  duyarlı davrandıkları ve ciddi problemleri daha olumsuz olmadan keşfetmeleriyle ilgilidir.

 

3d dediğimiz;  duygu, düşünce, davranış üçgeninden bakarsak, karşılaştığımız, yaşadığımız her durum için, ilk önce yaşadıklarımızın ne kadarı etki alanımız içinde, neler yapabiliriz tüm bu d’leri değiştirmek için, neler bize bağlı bunu iyi tespit edebilmek, etki alanımız dışındakilerin de kabulü ile istenmeyen toksik duyguları, stresi yaşamımızdan uzaklaştırmak ile istenen dönüşüm; bizler tarafından kendi doğamıza  uyumlu biçimde yaratılabilmektedir.

 

Ve tabii Kontrol duygusu, bu duygudan bahsetmeden konumuz yeterince açıklayıcı olmayacak diye düşünüyorum. Bazen isteyerek bazen de istemeyerek de olsa kontrol duygusu yaşantımızda baskın bir duygudur. Çoğu zaman bu duygu “etki alanımız dışındaki olaylar için” tarafımızca bilinçsizce kullanılmakta ve bu duygunun tüm yaşamımıza hakim olması, hatta kontrol duygusunun yaşamımızı bütünüyle kontrol etmesine izin vermemizle başlayan kısır döngüyü kırabilmemiz için; üç önemli strateji belirlenebilir.

 

1- Hedeflerimizi ulaşılabilir, gerçekçi ve yaşamımız için anlamlı olanlarla değiştirmek.

2- Kontrol için yeni ve kullanışlı yeni yollar üretebilmek,

3- Şimdiki durumu, mevcudu kabul edebilmek. (Thompson, 2002)

 

Bu stratejilerin hayata geçirilmesinde ise kontrol ve denetim kelimeleri, birbirleriyle bütünleşik irdelenmesi gereken de iki kelimedir. Özellikle “denetim” kısmını kendi yararımız için içsel ve dışsal olarak ikiye ayırarak incelersek; İçsel denetim odağına sahip kişiler, dışsal denetim odağına sahip kişiler olarak isimlendirebiliriz.

 

İçsel denetim odağına sahip kişiler, herhangi bir başarı yada başarısızlık durumunda sorumluluğu kendi üzerlerine almakta, elde ettikleri başarı veya başarısızlığın kendi çabaları, emekleri sonucu oluştuğuna inanmaktadırlar.

 

Diğer taraftan,

 

Dışsal denetim odağında olan kişiler için ise, her zaman bir suçlu vardır, o da kendi dışındaki herkes ve herşey olabilmekte ve sorumluluk almak bu kişiler için tahamül edilemeyecek kadar ağır gelebilmektedir. Onların pencerelerinden bakıldığında yaşamlarındaki olayların ana nedenleri ya şans, ya da onlardan daha güçlü diğerleri olmaktadır.

 

Tüm bunların yaşama geçirilmesine önemli bir etkisi olan bir kavram vardır ki; ona da

Özyeterlilik diyoruz.

 

Bu kavramı öğrendiğim, fark ettiğim, yaşamıma aldığım gün bende yine birşeyler kendiliğinden değişmişti. Fark etmenin ardından anlamak ve yaşamımıza almak adımlarını hakkıyla uyguladığımızda dönüşüm kendi doğal akışında, sindire sindire oluyor, buna güvenin... Peki bu öz’lere biraz daha yakından bakarsak; Öz-güven, öz-saygı ve öz- yeterlilik zaman zaman birbirlerinin yerlerine kullanılabilen, zaman zaman da karışabilen, yaşamımız için önemli kavramlar. Öz-güven için birçok tanım olabilmekle birlikte kendime en yakın gördüğüm tanımı buraya almak isterim, öz-güven bireyin kendi nitelikleri konusunda, diğer bireylere güven vermek, plan yapmak ve kendi geleceği konularında emin olma (Craig,2007;2) halidir.

Özyeterlilik ise bireylerin amaçlarına ve istenen sonuçlara ulaşacaklarına ilişkin inançlarıdır. (Bandura, 1997) Özyeterliliğin algılanan beceri olmadığını bilmek bu kısımda önemlidir.

 

Özyeterlilik belirli koşullar altında bireylerin becerileri ile birlikte neler yapacaklarına dair mutlak inançlarıdır.

 

Peki bu özyeterlilik nereden gelmektedir?

 

Bandura (1997,1986,1997) öz yeterliliğin, bizlerin ustalaşma/performans beklentilerimizden ve doğrudan kontrol etmeye yönelik eğilimlerimizden kaynaklandığını belirtmektedir. Özyeterlilik aynı zamanda pek çok deneyimin bir sonucu olarak da ortaya çıkabilmektedir. Örneğin, başarılı kişilerin davranışlarını izleme (model alma) sonucunda da ortaya çıkabilmektedir. Model ile kurulan yakın özdeşimler, bağlantılar, kişinin özyeterliği üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Öz yeterliliği aynı zamanda sözel etkileşimlerle de geliştirebiliriz, örneğin dısşal kaynaklardan cesaret almak, sosyal ikna, elde edilen başarı, özyeterliği yükseltmektedir.

 

Insanlar yüksek düzeyde özyeterliğe sahip olduklarında, amaçlarını belirlemede ve amaçlarına ulaşmada, amaçlarına ulaşırken ortaya çıkan engellerde daha fazla çaba gösterdikleri gözlemlenmiştir. İnsanlar, başarısızlıklarının nedenlerine ilişkin olarak özyeterliklerinden dolayı verdikleri çabaya odaklanmakta ve olumsuz durumdan kurtulmak için daha odaklı çaba göstermektedirler, böylece kendilerini daha kısa sürede toparlamaktadırlar.

 

 

 

Sonuç olarak, özyeterlik ; yaptığımız seçimleri çabamızı, motivasyon düzeyimizi, nasıl hissettiğimizi, nasıl davrandığımızı, sonuca ulaşmak için ne kadar istekli ve odaklı olduğumuzu, engeller karışsında mücadele ve yola devam etme gücümüzü göstermektedir.

 

Bu yazının sonuna  bir soru bırakıyorum; bundan sonra her yazımın sonunda bırakacağım bir soru ile kendine yaratacağın molada, dönüşüm yolunu aydınlatmak ister misin? Cevabın seni düş’ünün gerçek olmasına bir adım daha yaklaştıracak. Hadi hemen ve şimdi. Düş’ün...

 

Kısa bir Mola;

 

- Seni daha iyi tanıyan bir arkadaşının gözünden kişiliğine, sahip olduğun özelliklerine ilişkin bir

yazı yaz. Kendini bu kez gözlemleyen ol. Bu yazı kesintisizce, kaleminin tüm zihnine gelenleri,

süzmeden, düzeltmeden olduğu gibi yansıttığı bir yazı olması çok geliştirici olacaktır.

 

Bırak bu yazında, tüm olumlu ve olumsuz özelliklerin kağıda dökülsün.

Sonrasında ne yapacağını biliyorsun. Önce farket, sonra anla, sonra olmasını istediğin

düş’ün gerçeğin olması için eyleme geç.

 

Danışmak istediğin bir soru, konuya ilişkin paylaşmak istediğin bir ayrıntı, etkileşim,

farkındalık deneyimler isen,  marinin.evi@gmail.com’a yazabilir, benimle iletişime geçebilirsin.

 

İyimserliği öğrenmemiz yolunda, yolculuğunda sana iyimser bir çaba ve anlamlı bir sonuç diliyorum.

 

Sevgi’de, iyi’de kalın.

 

Mari C. Pektezol

Dönüşüm UStası®, Eğitmen, Enerjist

www.3ddonusum.com

 

@maricamgoz @3ddonusum

 

 

 

Kaynak: Bandura,A. (1997) Self-Efficacy: The Exercise of Control. New York: Freeman Press.( 1986) Social Foundations of Thought and Action: A Social Cognitive Theory. Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall. Pozitif Psikoloji Kate Hefferon&IIona Boniwell